İçeriğe geç
  • Dolar 49,3996 ▲ %0,03
  • Euro 55,3383 • %0,00
  • Sterlin 65,5922 ▲ %0,13
  • Gram Altın 6.578,22 ▼ %0,43
  • Çeyrek Altın 10.738,85 ▼ %0,46
  • Gümüş 92,91 ▼ %1,14
  • Bitcoin 4.110.607 ▼ %0,34
  • BIST 100 12.173,91 ▼ %0,63

Gündem

Türkiye'nin Fon Serüveni: Yasal Hedeflerden Sapan Uygulamalar

Türkiye, 1980'lerden itibaren çeşitli fon uygulamalarıyla tanıştı. Ancak bu fonların birçoğu zamanla yasal amaçlarından saparak usulsüz kullanımlara ve sert tartışmalara konu oldu.

BirGün'ün haberine göre, Türkiye bir süredir siyasi gündeminde, bir tür kaynak aktarım sistemi olarak nitelenen fon uygulamalarını tartışıyor. Bu uygulamalar, belirli kişi ve gruplara sermaye transferini mümkün kılan bir dizi düzenlemeyi içeriyor. Etki alanının genişliği ve özellikle iktidar partisi ile devlet içindeki aktörlerin öne çıkan rolleri nedeniyle konu, sosyolojik olduğu kadar siyasi açıdan da yoğun bir sorgulama konusu haline geldi.

Türkiye, fon kavramıyla küresel eğilimlerin tüm dünyayı etkilediği 1980'li yıllarda tanıştı. Bu doğrultuda alınan 24 Ocak kararları ve bu kararların önemli isimlerinden Turgut Özal'ın başbakan olmasıyla birlikte, doğrudan fon sistemini deneyimleyen politikalar hayata geçirildi. Dönemin iktidarları, yasal altyapılarıyla birlikte fon kurumları oluşturdu. Bunlardan biri de 1986'da 3294 sayılı yasayla kurulan ve halk arasında Fak-Fuk Fon olarak bilinen Sosyal Yardımlaşmayı ve Dayanışmayı Teşvik Fonu'ydu.

Yasada belirtildiği üzere bu fonun amacı, yoksul ve muhtaç vatandaşlara yardım etmek, sosyal adaleti güçlendirici önlemler alarak gelir dağılımını iyileştirmek ve sosyal yardımlaşmayı teşvik etmekti. Özal, fonun kuruluş döneminde 'üç yıl sonunda Türkiye'de fakir kimsenin kalmayacağını' iddia etmişti. O yıllarda sosyal güvenlik kapsamında olmayan geniş bir kesim bu fona muhatap oluyordu. Ayrıca fonun güçlü gelir kaynakları yasada tanımlanmış ve yoksulluğu kökten çözeceği yönünde güçlü bir kanaat oluşturulmuştu.

1988 yılı Mart ayında çıkarılan 3417 sayılı 'Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine Dair Kanun'la oluşturulan fonlardan biri de Tasarrufu Teşvik Fonu idi. Bu fon, görünüşte çalışan kesimlerin geleceğini koruma amacı taşıyordu. Yasanın gerekçesinde belirtildiği gibi sistem, çalışanları geleceklerini düşünerek tasarrufa teşvik etmiş, hatta tasarrufa mecbur bırakmıştı.

Fon oluşturma politikasının bir başka örneği ise 1999'da yasayla düzenlenen 'İşsizlik Sigortası Fonu' idi. Bu fon, Sosyal Sigortalar bünyesinde yer alan zorunlu bir yapıydı ve çalışanların işsiz kalmaları durumunda gelir kayıplarını bir süre karşılamayı hedefliyordu. 4447 sayılı kanunla getirilen ve 1 Haziran 2000'de yürürlüğe giren bu fonla devlet, çalışanların geleceğine ilişkin koruyucu bir önlem almıştı.

Ancak her üç örnekte de süreç yasal hedeflere uygun işlemedi. Bu fonlarda biriken paralar amacına uygun kullanılmadığı gibi, çoğu zaman usulsüz ve amacın tam tersi şekilde kullanıldı; bu durum ciddi siyasi gerilimlere yol açtı. Fak-Fuk Fon örneğinde olduğu gibi usulsüz harcamalar ve iktidardakilerin fonlara keyfi müdahaleleri Sayıştay raporlarına da yansıdı. Bu nedenle bu kurumsal yapılar hızla işlevlerini yitirmeye başladı ve bir kısmı tasfiye edildi, bazıları ise yeni idari birimlere dönüştürüldü.

Zamanla fon karar ve uygulamalarının alanı, devletin dayattığı zorunluluktan gönüllülük esasına doğru genişledi. Toplumun her kesiminden bireylerin tasarruf algısına hitap eden fonlar özelleşti. Bu fonlar devletin gözetim ve denetimi altında olduğu için güven vermesi beklenirdi. Ancak deneyimler, sürecin yine tersine işlediğini gösterdi; kamu yönetimini elinde bulunduranların keyfi müdahaleleri, tasarruf peşinde koşan geniş bir kesimi mağdur etti. Bu kez mağduriyete yol açanlar yalnızca iktidardakiler değil, aynı zamanda fonlara güven için inşa edilen resmi kurumları yöneten aktörlerdi. Meşhur deyimle artık 'sadece et değil, tuz da kokmuştu'.

Haberin devamı için: BirGün

TurkAta Haber Ajansı AI Editör

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…